Anasayfa / ARKEOLOJİ VE TARİH / Paskalya Adasınındaki Dev Heykeller ve Altındaki Gizemleri

Paskalya Adasınındaki Dev Heykeller ve Altındaki Gizemleri

Bu gördüğümüz dev heykel taşları sadece kafadan ibaret değillerdi,yani aslında biz insanlar henüz ilkel canlılarız bu yüzden biz insanların değimi ile “buzdağının altını” göremiyoruz.Sadece kazıp,inceleyip analiz ederek,sonuçlarına varıyoruz.Aslında bizler geri seviyede ki ilker canlılar mıyız ? Geçmişe bakılırsa öyle görünüyor.

 

PASKALYA ADASI HEYKELLERİ

Moais denilen Paskalya Adası’nın 974 arası belirlenen heykeller, MS 1250’den beri Şili Polinezya adasını işaret ediyor. 150 tonluk ağırlığa sahip olan Moai’nin en yüksek yüksekliği 11 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. Bu heykellerin büyük bir grubu Rano Raraku ocağında bulunur. Polonezya’nın Rapa Nui yerlileri tarafından inşa edilen heykellerin çoğu, 1700’lü yılların huzursuzluk dönemlerinde ele alınmıştı. Araştırmacı Martin Gray’e göre; “Onları alan ve onları kullanan insanlar için, onlar gerçek depolardı. kutsal ruh. Eski Polinezya dinlerinde oyulmuş taşlar ve ahşap nesneler, düzgün bir şekilde dekore edildiğinde ve ritüel olarak hazırlandıklarında, manna adı verilen büyülü bir manevi özün “yüklü” olduğuna inanılırdı.

Paskalya Adası, Şili’nin 3000 km açıklarında bulunan, 164 m2 alana sahip ufacık bir adadır. Hollanda’lı kaşif Roggeveen, 1772 yılında adayı keşfettiği gün “Paskalaya Bayramı” olduğu için adaya Paskalya Adası ismi verilmiştir.Adada yazılı bir kaynak bulunamadığından arkeologlar bu heykellerin yapılış sebebini bilemiyorlar.İşte bu yüzden bir halkı bu heykelleri yaparken kendilerini yok etmeye sürükleyen motivasyonun ne olduğunu belki de asla öğrenemiyeceğiz.

Belkide tam olarak ne için yaptıklarını bilemeyebiliriz fakat teorik olarak bir düşünce yürütebiliriz.

Arkeologlara göre, heykeller ilk yapıldıklarında, inşa edildiklerinde değil, yıllar içinde ve yeryüzünde kapladıkları iklimsel koşullar nedeniyle, bugün onları bulduğumuz şekilde gömülmemişlerdi.

Araştırmacılar, Rano Raraku bölgesinde yer alan 150 taş başını inceledi ve son birkaç yıl içinde yedi metre uzunluğundaki cesetlerin,iskeletlerin, bulunduğu bazı kafalar ortaya çıkarıldı.

Ayrıca yapılan araştırmalar sonucunda kazılarda, bu devasa taşların bulundukları yerlere taşınabildiği mekanizmalar bulunmuştur.Bu da demek oluyor ki,bu taşlar sağlam bir mekanizma sonucunda buraya getirilmiş demektir.

Heykellerin Sırrı

Sayısı 974 olarak belirlenen bu heykeller denizciler tarafından keşfedildi ve tarihçiler tarafından araştırmaya başlandı. Heykellerin boyutları ve ağırlığı gerçekten muazzam, 220 metre uzunluk ve 150 tona kadar ağırlıklarıyla gerçekten ilgi çekici. Heykellerin tamamı yerinde bulunmuyor. Bazıları taşınma sırasında, bazıları ise işçilerin hataları sonucu parçalanmış. Birçok medeniyete sahiplik yapan bu alanın ilk misafirlerinin Güney Amerikalılar olduğu tahmin ediliyor.

Heykellerin üzerinde yapılan araştırmalar bu heykellerin sırrını çözmeye yetmemiş. Üzerlerinde ne bir sembol ne de yazılı bir eser bulunuyor. Ancak heykellerin surat ifadelerinde ilginç bir durum söz konusu. Hepsinin yüzünde gururlu bir gülümseme mevcut. Bazılarının ise surat ifadelerinde kaygılı bir bekleyiş olduğu da söyleniyor. Bir başka bilgi ise heykellerin bazılarının yarım bırakılmış olması. Karaya nasıl taşındıkları ise büyük bir bilmece. Tonlarca ağırlıkta olan bu heykellerin kim tarafından yapıldığı da bilinmiyor çünkü buna dair hiçbir iz yok. Efsaneye göre heykellerin yapımı savaş sonrasına dayanıyor. Polinezya kökenli kavimler buraya yerleşiyor ve hüküm sürmeye başlıyor. Ancak savaşlar ve saldırılar onları yıldırıyor. Sonunda pes ediyorlar ve buraya veda etmeden önce bu heykelleri öylece bırakıyorlar.

Malthus Teorisi

Büyük taş heykelleri (ya da ‘Moai’) ile bilinen Paskalya Adası, genellikle sınırsız insan faaliyetlerinin ekolojik bir felakete ve gelişen bir insan topluluğunun çöküşüne yol açabileceğinin uyarıcı bir masalı olarak hizmet eder. Ancak son yıllarda, bu Malthus teorileri yavaş yavaş güç kaybetmeye başladı çünkü farklı suçlulara işaret eden yeni keşifler yapıldı.

Örneğin, bilim insanları, Pasifik sıçanının ada kolonize edildikten kısa bir süre sonra, 13. yüzyılın başlarında, buraya geldiğini keşfetti. Sıçanlar, insanlardan çok yerli palmiye ormanlarının yok olmasına katkıda bulunmuş olabilir.

Yeni araştırmada Bristol Üniversitesi’nden Cat Jarman, Rapa Nui  insanlarının diyetini inceledi. Çünkü bu bilgi, insan yerleşiminin Paskalya Adası üzerindeki etkilerini anlamak için oldukça önemli. İnsan diyetleri ve davranışları doğal kaynakların kullanımı ile sıkı sıkıya ilişkili olmasına rağmen, ada yerlilerinin diyetleri hakkında çok az şey biliniyordu.

Burada, araştırmacılar, adada bulunan ve MÖ 1400’den günümüze kadar uzanan insan, faunal ve botanik kalıntılarını inceledi. Jarman, karbon ve azot izotop analizleri yapmak için Hawaii Üniversitesi’nden Brian Popp ile yakın bir çalışma yürüttü ve karasal kaynaklara kıyasla insanların deniz kaynaklarını ne kadar kullandığına baktı.

Karbon ve azot analizlerinin sonuçları bağımsız olarak, Rapa Nui halkının diyetlerindeki proteinin yaklaşık yarısının deniz ürünleri kaynaklı olduğunu gösteriyor. Bu sonuçlar, daha önce düşünülen orandan çok daha fazlası.

Daha da önemlisi, insan kemiklerindeki yüksek nitrojen konsantrasyonu (yerel çevrede normalde beklenenden çok daha yüksek), nüfusun, besin öğeleri bakımından yoksullaştığını fark ettiklerinde, manipüle ettiği topraklardan ekin yediğini ortaya koyuyor.

Bu bulgular, Rapa Nui halkının zayıf toprak verimliliğini nasıl aşabileceği ve çevresel koşulları iyileştirme konusunda geniş bilgiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Toprakta zor zamanlar geçirdiklerinde, tekrar deniz ürünlerine yönelerek gerekli gıdaları aldılar.

Araştırmanın eş yazarı Carl Lipo, “Bu insanların tarih boyunca, oldukça önemli oranda bir deniz diyetinin olduğunu ve yalnızca karasal kaynaklardan gelen yiyeceklerle beslenmediklerini keşfettik.” diyor.

“Aynı zamanda karasal kaynaklardan elde ettikleri ürünlerin, manipüle edilmiş topraklardan geldiğini, ekin yetiştirmek için toprakları zenginleştirdiklerini öğrendik. Bu, önceki çalışmalarımızda ortaya attığımız argümanı destekliyor; bu insanlar, nüfuslarını desteklemek için bir gübre olarak toprağın zenginleştirilmesinde ustaca bir strateji buldular. Söz konusu orman kaybı, daha önce düşünüldüğü gibi gerçekten bir felaket değildi.”

Ada yerlilerinin çevreye karşı duyarlılığı ve daha sürdürülebilir bir gıda kaynağı yaratma çabaları, doğal kaynakları kullanma konusunda pervasız oldukları ve yerel ekosistemi düşünmeden bozdukları iddiasıyla uyuşmuyor. Bu antik topluluk, uzun zamandan beri kabul edilenden çok daha karmaşık ve ilginçti.

 

GİZEMLİ HEYKELLERİN ÖYKÜSÜ

Norveçli kâşif Thor Heyerdahl, 1950’lerde Paskalya Adası’nda Güney Amerikalı yerlilerin yaşamış olduğu iddiasını ortaya attı. Ancak, adada bulunan kemikler üzerinde yapılan DNA analizleri, halkın Pasifik Okyanusu’ndaki adalardan gelen Polinezyalılara ait olduğunu gösterdi.

Bir mezarda yapılan karbon testi ise adaya ilk olarak 318 yılında ayak basıldığını ortaya koydu. O yıllarda, Paskalya Adası’nın çok sayıda kuşun yaşadığı gür ormanlara ve verimli topraklara sahip olduğuna inanılıyor. Gıda kaynaklarının bol olduğu adanın nüfusu artınca, halk kendine özgü din ve sanat kültürünü oluşturdu.

Adanın temel kültürü Moai heykelleriydi. Bu heykeller, adanın çevresini yaklaşık 1,5 kilometre aralıklarla çeviren ‘Ahu’ adındaki taş platformlara dikildi. İlk zamanlarda, adanın çevresini saran yaklaşık 250 Ahu üzerinde 288 Moai bulunuyordu. Ayrıca, 600 Moai adanın dört bir yanına dağılmış bir halde tamamlanmadan bırakıldı. Ortalama bir Moai heykeli 4,5 metre uzunluğunda ve 14 ton ağırlığındaydı.

Tamamlanmadan bırakılan 600 Moai, Paskalya Adası’ndaki medeniyetin nasıl sona erdiğini gösteren en önemli ipucu oldu. Araştırmacı Jared Diamond’a göre, Paskalya Adası’na ilk ayak basan insanlar, yüzyıllar sonra adanın kaynaklarını tüketme noktasına getirdi. 15. yüzyılın başından itibaren adadaki ormanlar yok oldu, verimli topraklar erozyona uğradı, ırmaklar kurudu ve kuşlar adayı terk etti.

Tarımın çökmesi, balıkçıların tekne yapacak ağaç bulamaması ve vahşi hayvanların telef olması, ilk önce kıtlığın, ardından yamyamlığın ortaya çıkmasına neden oldu. Sonuç olarak Paskalya Adası toplumunu bir arada tutan liderler, aç kalan halkın üzerindeki kontrolünü yitirdi. 17 ve 18. yüzyıllarda yaşanan klan savaşları ada nüfusunu iyice azalttı, Moailer hasar gördü. Son olarak, Avrupalıların suçiçeği ve dizanteri getirdiği adada, halk hastalıklardan öldü, bir kısmı öldürüldü. Diğerleri ise köle edildi ve medeniyet çöktü.

Ortodoks arkeologlar, Paskalya Adası’na ilk kez denizde kaybolan Polinezyalıların 318 yılında ayak bastığını kabul etti. Ancak gizemli ada üzerinde yapılan araştırma sayısı arttıkça, yeni teoriler ortaya atıldı. Bunlardan bir tanesi, Paskalya Adası’nın çok daha büyük bir toprak parçasının geride kalan kısmı olduğu ve binlerce yıl öncesine uzanan bir tarih sakladığı. Üç araştırmacı Graham Hancock, Colin Wilson ve Rand Flem-Ath, Paskalya Adası’nın dünyada kutsal bir coğrafyayı temsil ettiğini öne sürdü. Onlara göre, gizemli adanın tarihi eski çağlarda yaşanan büyük sel felaketlerinin öncesine rastlıyor.

Hancock, 12 bin yıl önce buzullar henüz erimemişken, okyanuslardaki su seviyesinin 100 metre daha alçak olduğunu ve Pasifik bölgesinde And Dağları kadar uzun adalar zinciri bulunduğunu iddia etti. Hancock ve meslektaşlarına göre, Paskalya Adası aslında büyük kısmı sular altında kalmış bir kara parçasının tepesi.

 

Peki bu taşlar niye yapıldı ve niye dikildi ?

Belkide bu taş yapıları, firavun liderlerinin gibi sadece birer liderlerin sembolüdür.Örneğin Atatürk,bizim için büyük bir lider ve bunun anısını yaşatmak geleceğe aktarmak için heykel yaparız ve aslında her ülkenin ve dünyanın insanı aynı şeyi uygular.Fakat paskalya ve mısır piramitleri çok gizemli biz sadece küçük heykeller yaparız,bunların devasa anıt ve yapıları olduğunu görüyoruz.Her ne kadar altında ne yatsada bir heykey,bir mezar,olarak görsekte belkide ruhani ritüellerde kullanılıyordu.Bizim küçük heykelcikler, yapılar yaptığımız gibi onlar için sıradan ve olması gereken yapılar veya anıtlardır, veya ritüeller içindi, aslında böyle düşününde mantıklı gelmiyor değil.

 

“CENNETE BAKAN GÖZLER”

Ortodoks arkeologlar, Paskalya Adası’na ilk kez denizde kaybolan Polinezyalıların 318 yılında ayak bastığını kabul etti. Ancak gizemli ada üzerinde yapılan araştırma sayısı arttıkça, yeni teoriler ortaya atıldı. Bunlardan bir tanesi, Paskalya Adası’nın çok daha büyük bir toprak parçasının geride kalan kısmı olduğu ve binlerce yıl öncesine uzanan bir tarih sakladığı.Üç araştırmacı, Graham Hancock, Colin Wilson ve Rand Flem-Ath, Paskalya Adası’nın Dünya’da kutsal bir coğrafyayı temsil ettiğini öne sürdü. Onlara göre, gizemli adanın tarihi eski çağlarda yaşanan büyük sel felaketlerinin öncesine rastlıyor.

Hancock, “12 bin yıl önce buzullar henüz erimemişken, okyanuslardaki su seviyesinin 100 metre daha alçak olduğunu ve Pasifik bölgesinde And Dağları kadar uzun adalar zinciri bulunduğunu” iddia etti. Hancock ve meslektaşlarına göre, Paskalya Adası aslında büyük kısmı sular altında kalmış bir kara parçasının tepesi.

Benim Teorim:

Benim düşüncem bu devasa yapıların elbet gizem söz konusu olabilir.Ancak şuanda yapılan araştırmalara göre ortada şu nedenle yapıldı diye somut bir bulgu yok.Gelcek nesillere ve gelecekteki torunlarına gizemli mesajlar vermek yada birşeylerin farkındalığını arttırmak için yapılmış olabilirler.Her insanın gördüğü bu heykeller aslında birer sanat eseri,devasa yapıları ve bu taşları oyulma biçimleri,çizimler teknolojik aletlerin yardımıyla yapılabilir.Sonuçta heykellerin üstünde semboller var,çizimler var,dahada önemlisi ince ince işlenmiş,çok ayrıntıya yer verilmiş.Mısır piramitlerinin aslında bir kısmı mezar olduğunu biliyoruz,belkide bunlarda birer liderlerinin mezarları olabilir.Örneğin sümerler tekrar geri geleceğine inanırlarmış,bu devada heykellerin altında iskeletlerin,mezarların bulunması aslında bunların sahipleri olduklarını ve aynı inanca bağlı olduklarını gösteriyor.

Fotoğraflar :

  

yararlanılan kaynaklar :

Dünyanın En Gizemli Adası: Paskalya

Científicos descubren finalmente lo que hay debajo de las cabezas de Isla de Pascua, y es IMPACTANTE


http://www.hurriyet.com.tr/dunyanin-en-gizemli-adasinda-yatan-sir-17894072
https://genial.guru/admiracion-curiosidades/sabes-que-hay-bajo-las-cabezas-en-la-isla-de-pascua-653/

 

 

Bu yazıya puan ver

0

User Rating: 4.05 ( 2 votes)

Hakkında Halil Can Özdemir

2006 yılından bu yana web bilişim sektöründeyim.Bir şirkette özel güvenlik olarak çalışmaktayım.Birçok kişilerin gelişimine yardımcı oldum.Halen öğrenmeye ve öğretmeye devam ediyorum.Aktif olarak e-ticaret - video/montaj,web tasarım ve makale yazıyorum.

Seçtiklerimiz :)

Dünya’nın En Eski Asur Kraliyet Kütüphanesi

Dünyanın en eski kütüphanelerinden biri Asur Kraliyet Kütüphanesi, Asur ‘ un son kralı ve bunlardan …